23 Nisan 2011 Cumartesi

Su akar yolunu bulur?

Zaman akar durur 
biz deriz ki bu yaşadıklarımızı nasıl kaldıracağız
ya da unutmamız gerekenler nasıl unutulucak ve o sırada nasıl yükü kaldırılıcak
ama bir bakarız su akar yolunu bulur misali unutulması zor olanlar yavaş yavaş buğulu bir görüntü gibi olmaya başlar..
Unutulmak istemeyenler de bazen gün gelir tozlu sayfalarda yerini alır ve sadece o toz alınacağı zaman açılır kırıntılarla hatırlanır ve gene geçilir diğer tarafa..
Dileğimiz değilde ödevimiz olsun herbirine aynı mesafe ile yaklaşmak ve hüzünler ile bilenmeden yaşamayı,sevinçler ile de kendimizi kandırmadan yaşamayı öğrenmek hedef olsun zihnimize yazılan gönlümüze nakşolan!
***
Son zamanlarda artık sadece pazar günü mutfağı ziyaret edebildiğim için herşey durdu,seyrekleşmenin de ötesine gitti.Geçen hafta bu yemeği yaptım birde kabartma tozunun arkasında gördüğüm bir kek ama kek kalıbtan çıkarken bizi hüsrana uğratınca güzel fotoğraf karesi veremedi.Tavuk etini çok seven biri değilim ama ne hikmettir şu fırın poşetinde yapılınca çok seviyorum.Geçtiğimiz günlerde sebze ile de yapmıştım ama fotoğraflayamadım dahi!

Fırın poşetinde Mantarlı Tavuk

Malzemeler:

1 kilo kuşbaşı tavuk eti
1 kilo mantar
2 büyük boy soğan
1 çorba kaşığı biber salçası(hatta büyük boy servis kaşığı da olabilir)
 2 büyük servis kaşığı zeytinyağı
Tuz
1 çay kaşığı şeker
Kimyon
Kekik
Kırmızı biber

Hazırlanışı:

  • Mantarları yıkayıp istediğiniz boyda doğrayın(ben büyük doğradım).
  • Harlı ateşte tavda birkaç dakika soteleyin.
  • Soğanı yemeklik doğrayın ve bir küçük tavada yağ ile biraz kavrulmasını sağlayın.
  • Fazla kavurmadan soğanın içine salçayı ekleyip birbirine karıştırın.
  • Derin bir kaba tavuğu,sotelenmiş mantarı,hazırladığınız salçalı soğanı ekleyin.
  • Baharatları istediğiniz ölçüde,şekeri de ekleyerek kaşıkla güzelce birbirine karıştırın.
  • Fırın poşetinin içine biraz un serpiştin.
  • Unlanmış poşetin içine harcınızı koyun.
  • Ağzını bağladığınız poşeti fırın tepsisine veya bir borcama koyup 200-250 arası ısıda önceden ısıtılmış fırına verin.
  • Yaklaşık 1 saate yakın pişirebilirsiniz.
*Yalnız bu ölçüyü 2 poşete bölerseniz daha iyi olur bir dahakine bende öyle yapacağım çünkü fotoğrafın iyi olmamasının sebeplerinden biri de odur.Birbirine çok yapıştı etler zannımca:)



3 Nisan 2011 Pazar

Patates Çorbası

Yaz geliyor diye üzülüyordum ki geçtiğimiz hafta güzel soğuktu ve bu haftada da devam edicek gibi.
Yaz aylarını pek sevmem hoş herşey lazım bizler için ama bana yaz ayları ve onun habercisi ilkbahar hep yaramamıştır güzel şeyler getirmemiştir..Klasiktir her ademoğlu gibi kötü birşeyleri zamana,mekana anlam yükleyip onları kötü ilan etme hadisesi tabi ki bende de var bu sebeple yaz mevsimi ile aramızda koca bir mesafe var.
Bugünlerde mutfağa girmeye ne hal mecal ne de keyif var..Kek istiyordu bu akşam canım uzun zamandan beri onu bile yemek istemiyorken..
Ruhumuzun tellerinde kopukluklar olunca ya da dilde dökülmeye çalışan cümleler varolunca daha bir zor oluyor sırtımızdaki "yaşam"ın içerik kısmı.
Bu içerik kısmının daha ala olduğu zamanlarda bir akşam sırf çorba içmek istiyorum deyip yaptığım ve hala tadı damağımda kalan tam bana göre olan çorba ile bu sıkıntılı günlerden kurtulmayı dileyelim Allahtan!


Malzemeler:

3 adet orta boy patates(evde küçük boy vardı ben 6 ufak boy patates kullandım)
4 su bardağı su
1 çorba kaşığı un
1 tatlı kaşığı tereyağı
1 su bardağı süt
Tuz

Üzerine:Pulbiber,dereotu

Hazırlanışı:
  • Kabukları soyulmuş ve dörde bölünmüş patatesleri su ile birlikte tencereye alıp yumuşayana kadar pişirin.
  • Daha sonra patatesi  blenderdan geçirin.
  • Bir tencerede un ve tereyağını kavurup,yavaşça sütü ekleyin.
  • Bu karışıma blendırdan geçirdiğiniz patatesi katın ,tuzunu ayarlayın ve 5 dakika daha kaynamaya bırakın(kıvamı koyu olursa su ilave edebilirsiniz.)
  • Üzerine pulbiber serpin ve dereotu ile süsleyebilirsiniz
*Kıvamı koyu olursa su ilave edebilirsiniz denmiş orada ama ben onun yerine süt ekledim göz kararı isterseniz su ya da süt ekleyebilirsiniz.Hatta sonra bekleyince de katılaşınca ben gene süt ekledim.
Üzerine de dereotu yoktu diye kuru ekmekleri az yağ ve biberle bir karıştırdım ve ekledim böyle de tavsiye ederim nacizane.
Şubat 2011'e ait Sofra dergisinden alınmıştır.

30 Mart 2011 Çarşamba

Sütlaç

Blogların açılması için yazı yazdık arkasından bir girebildik bir giremedik..
Oynuyorlar herhal bizlerle?Dedik ya seyirci kalırsak oyuncusu olamayız bu yaşamın velhasıl anlaşıldı ki hala seyirciyiz bu alemde..Cesareti deli işi sanıp yapmak istediklerimize gem vurduğumuz müddetçe acizliğimizle ortalıkta dolaşan seyirciler olacağız ve herşey bir sekans halinde önümüzden geçecek..
Aslında yaptıklarımıza ve yapacaklarımıza inanıyorsak neden dile dökmekten korkuyoruz?
Yapmak istediklerimizi yaptığımız zaman sadece cesaretten değil asıl neden inanmaktan geçiyorsa karşımızdakine de bunu en iyi şekilde yansıtabiliriz.
O günlerde gelicek ve şöyle kocaman bir tebessümle bakacağız hem ideallerimize hem de sevdiklerimize!
Dışarda yağmur sonrası güzel bir hava bizi bekliyor ben bir kışsever olsamda bu güzel havayı benden çok sevenler şöyle bir havayı koklasın ve yapacaklarını ertelemeden 2 elle sarılsalar gene dünya güzel olur.
Allah aklı bize varolduğumuz yeri güzelleştirebilmek için de vermiş eğer her birimiz varolduğumuz yer için mücadele edersek bu genele ulaşabilir ve hiçbirşey "ütopya"diye ruhunuzu sıkmaz!

Neyse bir yazı yazmak,kotarabilmek şu zihinle zor derken ruhumdan geçenler buraya da yerleşti.
4 seneye doğru giderken blog sahibi olmam en sevdiğim lezzetleri eklemediğimi farkedip önce bir üzülüyorum sonra olsun genede devam vardır bir hayrı diyorum.Sütlaç işte onlardan.Benim üçlememin bir parçası.
Üçlemem Yayla çorbası+Annemin köftesi+Sütlaç!
Bunlar varsa tamamdır işte.
Ama bu sefer ben yaptım sütlacı ve ilk defa annem yokken yaptım sadece 1 kere aradım birşey sormak için.Umarım deneyenlerde beğenir.Annem yıllardır ne nişasta ne de pirinç unu katar ama her zaman enfes olur.Annemin yaptığını yakalayabildiğımı söyledi ev ahalisi.
Bu arada bu ölçüyü 1 kiloya da uyarlayabilirsiz,ben 2 kilo ile yapmıştım.

Malzemeler:

2 litre süt
2 su bardağı+2 çorba kaşığı tozşeker
1 su bardağı pirinç
Bir çimdik tuz
3 su bardağı su
Tarçın

Hazırlanışı:
  • Öncelikle pirinci yıkayın ve suyunu da ekleyip tencereyi ocağa koyun.
  • Suyu kaynamaya başlayınca altını kısın ve pirinci haşlanmaya bırakın.
  • Suyu azalınca sütü ekleyin ve kaynamasını bekleyin.
  • Kaynayan sütlacın altını kısın.
  • Kaynayan sütlacın kıvamının yoğunlaşmasya başlayana kaynamasını sağlayın.
  • Orta yoğunlukta bir kıvama erişince şekerini ekleyip ocağı açın iyice birkaç kez daha kaynatın ve altını kapatın.
  • Kaselere servis edin ve soğuyunca tarçınla süsleyin.

21 Mart 2011 Pazartesi

Kahvaltı önemli ama Dünya daha da önemli!

Geçtiğimiz günlerde yemek yerken her zamanki gibi haberleri ve 5n 1 k yı izliyorum.Program başladı ve "Bloglar kapanıyor"tarzı bir cümle söylendi.Yemeğin başında öyle kalakaldım."gene ne oldu"diye kendi kendime sorup durdum.Sonra programın devamında davacı tarafın avukatı ve birkaç kişi konuştu ama ben ne yapacağız,yapmalıyım gibi telaşa düştüm.Önce blogun tamamını ne yazık ki arşivleme yapmadığım için onları hard disc'e kaydetmeye başladım ama bir türlü bitmiyor!
Sonrasında ortalarında pes ettim.Bu seferde word presse mi geçsem diye düşünürken vazgeçtim her birinden,bekleyeceğim deyip umutla bekledim.
Sonucunda açıldı şükür ki!Amma velakin açılsa da her an özgür bir ortam diye aslında bir nevi ironik bir hale bürünen net dünyasının da aslında kurallarla sarmallandığını görüyoruz.Birgün Youtube yasaklanır birgün Blogger Allahın her günü yeni bir yasağa hoşgeldin,merhaba demek üzere hazır olda dururuz bizde.Umarım gün gelir insanlar kendileri için-pragmatist bir yaklaşım dahi olsa- başkarının hak ihlallerini düşünürler.Birisinin haklılıkla elde ettiğini haksız yolla sunan birileri aynı anda birçok tarafı mağdur edebiliyor ve bizde ne yazık ki kocaman bir kitle gibi dursakta bu tarz sorunların karşısında küçüldükçe küçülüyoruz.
Dünya depremler,savaşlar,yasaklarla uğraşıyor ve bunun her biri insanlığı hedef alıyor!Ama bunların içinde en ağırı her insanın acziyetini bilmeden diğer bir insana umarsızca yaptıkları oluyor..Herkes kendi payına düşüp kapıyı süpürürse güzel olur sloganının havada kalmaması için seyirci kalmayıp her birimiz oyuncu olursak hem "dünya bizim"diyebiliriz hem de sahiplenme hakkına sahip olabiliriz!
Şimdi herkesin aciz birer yaradılmış olduğunu unuttuğu bu dünyada herkesin unuttuklarını hatırlamak olsun dileğimiz ve yerlerine mıh gibi oturttuğumuz ruhlarımızın ayaklanması için de niyetimiz ve çabamız olsun!
Söz uçar yazılar baki kalır!
Birbirine katmış olmamışızdır yazıları umarım..Halbuki maksat bu 2 güzelliği yayınlamaktı ki birkaç hafta önce her ikisini güzel bir pazar kahvaltısında afiyet ile yedik.
Mantar kavurmayı annem yengemin tarifiyle bir kere böyle yapmıştı çok beğenmiştik.Anneannem başta olmak üzere annem ve bende mantarı böyle sade yapmayı çok seviyoruz(diğer sote-fırın hallerini de).
Yoğurdu da bizim Nurgül ablaya kahvaltı için gittiğim zaman görmüştüm,çok hoşuma gitti.

Mantar sote

Mantarı yıkayın ardından istediğiniz büyüklükte doğrayıp tavaya koyun,kendi suyunda haşlamaya bırakın.
Ardından pişen mantarın içine biraz tereyağ ekleyin ve 2-3 dakika kavurun.Kavrulan mantarın üzerine istediğiniz kadar kaşar peynir rendesi koyun ve ağzını kapakla kapatın.1 dakika kadar açık kalsın ocak ardından kapatın ocağı ve 5-6 dakika öyle ağzı kapalı beklettikten sonra servis edin.

Yoğurdu ister hazır süzme yoğurtla ister evde hazırladığınız süzme yoğurtla yapın.Annemin evde mayaladığı yoğurdu temiz bir beze akşamdan koyup ağzını da bağlayıp hafif yüksekçe bir yere astım,altına da bir kap koyup bir gece bekletip süzme yoğurt elde ettim.Süzme yoğurdun üzerine zeytinyağı gezdirin göz kararı ile ardından nane ve pul biber atın.Kızarmış ekmekle yediğinizde de damağınıza bıraktığı lezzetle pazar gününüze daha bir keyif katın!

Herkesin ağız tadının eksilmemesi dileğiyle..

6 Mart 2011 Pazar

Kuru Domatesli Poğaça

Bu poğaçayı ilk defa bir arkadaşım kahvaltıya geldiği zaman yaptım,yakın zamanlara denk düşer ve arkadaşımdan da baya bir övgü aldı!Bende şaşırdım çünkü ilk denemem olduğu için sabah yaparken de acaba iyi mi yapıyorum diye içten içe sorguluyordum,tam not alınca üstüne birde gene akşam bunu dile getirince  o zaman tamam dedim.
O zamanlarda sadece fotoğrafını gören başka bir arkadaşım da"bunu merak ettim"deyince bende sana da yaparım dedim.Geçen hafta bize gelen bu arkadaşım için sabah kalktım yapmaya ama tarifi bulamıyorum!Sonra hatırladım ki ben bu tarifi not etmeyi unutmuşum eee hatırla hatırlayabilirsen.Neyse sonra düşün düşün hatırladım,işin ilginç kısmı harcını iyi hatırlıyorum hamur harcı için ikilemde kaldım.Ben böyle ikilemde kalıp yapsamda acaba acaba diye diye sofraya koyduğum poğaçalarım güzel not aldı!
Bu ikilemimden ötürü tarifin malzeme kısmına bazı şeyleri de parantez içinde ekleyeceğim hangi şekilde isterseniz öyle deneyebilirsiniz.
***
Malzemeler:

1 su bardağı ılık süt
1 çay bardağı zeytinyağ
1 su bardağı eritilmiş tereyağ(bunu 1 çay bardağı olarakta kullabilirsiniz)
1 tatlı kaşığı tozşeker
1 tatlı kaşığı tuz
1 paket toz maya(10 gr.lık olan mayalardan)
2 yumurta
1-2 çorba kaşığı kurutulup öğütülmüş domates kurusu*
Aldığı kadar un

İç Harcı:

250 gr yemeklik kıyma
2 orta boy soğan
1,5-2 su bardağı doğranmış domates kurusu
Tuz
1-2 yemek kaşığı zeytinyağ

  • Öncelikle soğanları yemeklik doğrayıp zeytinyağında hafif pembeleşene kadar kavurun.
  • Kavrulan soğanlara kıymayı da ekleyip kıymanın da kavrulmasını sağlayın.
  • Kıyma kavrulurken de domates kurularını yıkayın ve biraz kaynar suda bekletin.
  • Beklettiğiniz domates kurularını çok ufak olmacak şekilde doğrayın.
  • Kıyma güzelce kavrulduktan sonra doğradığınız domates kurularını da ekleyin ve 1-2 kerede domates kurusu ile pişirin.
  • Hazırlanan iç harcını soğumaya bırakın.
  • Hamur için bir kaba un dışındaki bütün malzemeleri koyun.
  • Önce bir karıştırın ve yavaş yavaş un ekleyin.
  • Yumuşak bir kıvama gelen hamuru biraz yoğurup yarım saat dinlendirmeye bırakın
  • Dinlenen hamurdan ceviz kadar parçalar alıp elinizde içli köfte yapar gibi açıp iç harcınızdan ekleyip kapatın ve yuvarlayın.
  • Hazırladığınız poğaçaları fırın tepsisine dizip üzerlerine yumurtası sarısı sürün,çörekotu çerpip önceden ısıtılmış 200 derecedeki fırına verin.
*Bu domates kurusu memleketten geldi,muhakkak bilen var bilmeyende.Eğer yoksa isterseniz domates kurusunu biraz sıcak suda bekletip(çok değil)küçük küçük doğrayıp içine atabilirsiniz.Ölçüsü isteğinize göre olabilir.

3 Mart 2011 Perşembe

Ayva Tatlısı

 
Yıllar önce annemin bir arkadaşı anlatmıştı hatta o şanti ile süsleyebilirsin demişti bende ilk yaptığımda şanti kullanmıştım ama sonrasında hep kaymakla servis ettim.Çünkü kaymakla daha iyi oluyor,zaten şantinin ve birçok kremanın bana pek yaradığını söyleyemem.Damak tadım ne yazık ki bu şerbetlilere  daha uygun bu sebeple bu tatlıda gözdelerimden belki de bu sebeple de krema ile aram iyi olmayabilir.Hatta çok ilginç gelebilir ama mesela sütlü bir tatlı yiyince o  tatlı isteğinin kırılmadığını hatta bazen arttığını hissediyorum.Ama böyle tatlılar tam karar!
Neyse iyice coşmayalım okuyan birine tuhafta gelebilir ki anlarımda.Çünkü damak tadı farklı bir şey bunu önemseyen olur önemsemeyen olur herkes kendi içinde haklıdır..
Ayva bitmeden yakalayıp yapanlara afiyet olsun,bende bitmeden umarım birkaç kez daha yapabilirim!
6 ayva kullandım bu yazdığım tarif bu sayıya göre idi.Ayva sayısına göre kızamık şekerini azaltabilir ya da çoğaltabilirsiniz.Tozşeker ise bu şekilde tam karar oluyor.Ayva taıdnı daha fazla isteyen 1 çorba kaşığı da yapabilir şekerini.

  •  İstediğiniz sayıda ayvaları yıkayıp uzunlamasına ortadan ikiye bölün.
  • Çekirdek kısmını oyun ve kabuklarını soyun.
  • Bu işlemler bittikten sonra ayvaları pişireceğeniz tencere-tava vb gibi bir kaba oyulmuş kısmı yukarı gelecek şekilde yerleştirin.
  • Yerleştirdikten sonra her bir ayvanın çekirdiklerini çıkardığınız çanak kısmına  1-1,5 çorba kaşığı şeker koyun ve suyunu ekleyin.(şeker isteğinize göre birde ayvanın büyüklüğüne göre de olur)
  • En sonda kızamık şekerini ekleyip ocağın altını açın ve ayvaların suyu kaynayınca altını kısın.Kızamık şekeriniz eğer büyük bir kalıpsa 1 kalıp yeter ama ufaksa 2-3 parça (orta büyüklükte olursa)koyabilirsiniz.
  • Ayvalar yumuşayıp şerbeti katılaşmaya durunca ocağı söndürüp ayvaları bir borcama ya da fırın kabına yerleştirin ve önceden ısıtılmış 200 derecedeki fırına verip kızarılmasını sağlayın.Kızarmışlığı renginden de belli olan ayvalarınız hazır olunca fırından alıp soğutun ve kaymak-fıstık ikilisiyle servis edin.
 *Afiyetler olsun anlatırken bile canım istedi,Israrlı tavsiyelerimden bu tarif.

27 Şubat 2011 Pazar

Sosisli Rulo Poğaça

Bu sabah saat 7:30 da mutfağa girip az önce kek çırptıktan sonra sonunda bir süreliğine mutfak dışına çıkabildim!
Sabah önce teyzem ve ailesi,anneannem kahvaltıya geldiler.Kahvaltının ardından hemen annem mutfakta yemek hazırlığına girdi.Çünkü uzak bir akrabamız olan yaşlı bir amca dün vefat etti.Bu sebeple gelenlere yemek hazırlamak ve ardından halamlar,diğer teyzemler,dayımlar ve anneannemin bize gelmesi birde bulaşık makinesinin bozulması ile mutfaktaki mesaim katlandıkça katlandı..
Umarım şu an pişen kek bu sabah yaptığım bu poğaçalar gibi beni yanıltmaz ve güzel olur!
Gelen misafir ufaklıklar nedeniyle gene bir sosisli tarif akşam nasıl yapsam derken böyle bir hamur yoğursam dedim ve sonra sofrada bunun tarifi ne dedi teyzem!
Demek ki güzel olmuş bunu anladım,çünkü yaklaşık 2,5 tepsi çıktı ve hepsi bitti!
 Sosisli Rulo Poğaça

Malzemeler:

1 paket toz maya
1,5 su bardağı ılık süt
2 tatlı kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
2 yumurta
Yarım su bardağı eritilmiş tereyağ
5-6 su bardağı un

Üzeri için:2 yumurta sarısı

İçi için:Yaklaşık 12-13sosis(ufak olan sosislerden)

Hazırlanışı:

  • Öncelikle tereyağını eritin.
  • Yoğurma kabınıza yumurtaları,ılık sütü,şekeri ve tuzu ekleyin.
  • Hafif ılınmaya duran tereyağı da ekleyin.
  • Unun içine mayayı da ekleyip azar azar unu ilave ederek hamuru yoğurun.
  • Yumuşak bir kıvama gelen hamuru yaklaşık 1 saat dinlendirin.
  • O sırada sosisleri dörde bölüp tavada az bir yağla hafif bir şekilde bir kaç kez çevirip az pişirin(kurutmadan).  
  • Kabaran hamuru 7 eşit parçaya bölün.
  • Her bir parçayı bir yemek tabağı büyüklüğünde açıp sekize bölün.
  • Her bir parçanın geniş kısmına bir parça sosis koyup sarın.
  • Hazırladığınız ruloları tepsiye dizip yumurta sarısını sürün.
  • Önceden ısıtılmış 200 derecedeki fırına verin. 
*İçinde sosisin daha fazla olmasını isterseniz ikiye bölüp daha fazla sosisle yapabilirsiniz.
*Son 10-12 tane Mihaliç peyniri ile anneannem ve kendime yaptım öyle de çok nefis oldu,malum sosis yememeye özen gösteriyorum elimden geldiğince.

24 Şubat 2011 Perşembe

Elmalı Kurabiye

İnsanoğlu birçok şeyi ister ama bazı şeyleri daha fazla ister ve hatta bu fazla istedikleri bazen ya olmaz ya da çok zor olur..Hep bir düşünme,eyleme geçirme isteği hesapları yap dur.Bu insanın her türlü isteği ile ilgili bir yola adım atma isteği olur ama aylar alır,bir çok sevdiğinizi ziyaret etme isteği olur hep bir erteleme olur ama aslında istekli ertelemelerde değildir bunlar..
Bunları dile getirdiğinizde karşınızdakini buna inandırma isteği vardır plansız bir şekilde çünkü bu doğrudur ama o kadar çok ertelemeler başgöstermiştir ki endişe edersiniz acaba beni yanlış anlayabilir mi,yada hakkımda kötü düşünür mü?
Daha yazayım mı?
Bence yazmayayım durmalıyım,çünkü bu daha çok uzar gider.Genel olarak herkesin bu halleri var ve herkes birşeyler söylemek istiyor ama bunu yaşayanların da en çok şehirlilerin olduğunu sesli olarak düşünüp notumu düşmek isterim!
Elmalıları yapmak benim için aynen bu durum gibi oldu çok sevipte bir türlü yapamamak ve elma sezonu kapanmaya doğru giderken sonunda yapabilmek..
Ve bunları yaptığım zamanda çığrından çıkmış bir şekilde kendimi tutamadan "elmalı kurabiye"yemek.
Birçok tarif var ve herkes az çok bilir bu kurabiyeleri ama ben alt kat komşumuz Ayşe teyzenin bir tarifini almıştım ve ondan yola çıkarak bir tarif çıktı ortaya umarım deneyenler olur ve beğenirler.

Malzemeler:

125 gr margarin(ben tereyağ kullandım)
Yarım çay bardağı sıvıyağ
3 çorba kaşığı yoğurt
1 yumurta
1 kabartma tozu
1 çorba kaşığı tozşeker(ben unutkanlık edip pudra şekeri koymuşum onu da 1 çorba kaşığı koydum ve gayet yetti,isterseniz kullanılabilirmiş:))
Aldığı kadar un

Elmalı harcı için:

3 adet elma (orta boy)
1,5 çay kaşığı tarçın
4-5 çorba kaşığı tozşeker

  • Önce elmaları rendeleyip küçük bir tavaya alın.Ocağın üstüne yerleştirin biraz elmalar suyunu çıkarsın.Suyunu bırakan elmalar ezilmeye dururken de şekerini ekleyip pişirin.Pişen elmaların altını kapatın ılınmaya dururken tarçının ekleyin.
  • Elmalı harcı soğumaya bırakırken bir yandan oda sıcaklığında bekleyen yağın içine un dışındaki herşeyi ekleyip güzelce elinizle birbirine harmanlayın.
  • Ununu azar azar ekleyip hamur kıvama gelince buzdolabına kaldırıp yarım saat bekletin.
  • Bekleyen hamuru merdane yardımıyla ince açın ve ruletle ya da bıçak yardımı ile küçük kareler kesin.Kestiğiniz karelerin orta kısmına elmalı harcınızdan ekleyip karşı çapraz uçlarından birbirne kapatın.
  • Tepsiye dizip hazır ettiğiniz kurabiyeleri önceden 170-180 derece arası ısıtılmış fırına verin.

*Bu kurabiyelerin şekli noktasında çok kararsız kaldım,bir keresinde yaptığımda fazlasıyla çeşit denedim ve en fotojenik ve tatlı duranlarının(benim için tabi) bu şekil olduğuna kanaat getirdim.
*Bu tariflerin genelinde hamur hafif kalın olurken ben ince deneyip elma tadını daha yoğun alınca hep böyle yapar oldum.Nacizane tavsiyem kesinlikle hamuru ince açıp yapsınlar ve elma tadı ile bütünleşsinler:)

19 Şubat 2011 Cumartesi

Günübirlik Urfa Ziyareti

Antepe gittiğim günün ertesi günü de sabah Urfaya doğru yol aldık.Şanlıurfa hakkındaki görüşüm daha şehre girerken şekillenmeye başladı.
Tarih açısından Urfa kendini gösteren bir şehir sadece balıklı göl civarı bile kendini hissettirirken kale tarafına çıkınca şehre ufak bir bakış atınca da bu anlaşılıyor.
Urfa insanının daha yerel ve kendine özgü bir hali var denbilir.Asimilasyona uğramışlar mı gibi bir sorgulamayı bu şehirde çok fazla düşünmeye gerek yok(tabi bu benim kısıtlı görüş alanım kadarı ile yazılmıştır,daha iyi bilenler vardır muhakkak)Çünkü ülkemizde ve dünyada modernite ile gelen tek olma hali ile hepimiz ortak bir noktada buluşur hale geldik.Ama urfa da hala o yerellik var hala amcalar teyzeler o geleneksel eşarpları takıyorlar,o şıkır şıkır kıyafetlerini giyiyorlar.Ben bu hallerini çok sevdim hatta gelirken anneme de o mor başörtülerin pullularından aldım.
Antepe göre daha yoksul durması,ağalık sisteminin hala sürmesi,bunca tursitik tarihi mekana sahip olmasına rağmen daha yeni yeni bir toparlama çalışmasında olunması bu güzel şehir için dezavantajlar ne yazık ki!
Ama bu şehir ne olursa olsun herkese tavsiyemdir!
Ben tam aralarında gezemesemde ara sokaklarına gezip bol bol fotoğraf çekilesi yerlerden..
Balıklı göl pazar yeri gibi dedim ama yok dediler sen birde haftasonu gör buraları diye eklediler.
Gerçketen kalabalık ama turistlerin haftasonu daha çok olduğu söyleniyor.


Bu balıkları yakalaybilmek için biraz yem atmanız yeter,sonra böyle toplanıp toplanıp duruyorlar.
Kale tarafından görünüm
İnanışa göre Hz.İbrahimin doğduğu mağara

Bu taş direkler Nemrut tarafından yapılmış olup mancınıkla Hz.İbrahimin ateşe atıldığı söyleniyor.

Bu sosu çiğerli ekmeğin içine şöyle biraz döküp...
Dolaşıp durduktan sonra Urfalıların ciğer kebabından tattık.Aslında sabah yiyorlar onlar ama bize öğlen kısmet oldu:)
Ah şimdi olsa da yesek!
 Meyan otu
Evvelki sene doğuya gittiğimiz zaman Diyarbakırda bizim ıtırın babası Yılmaz amca bize bunun şerbetini satanları gösterdi ve sizde içer misiniz dedi?Bir denemek için bir bardak alıp verdi abim içemedi,kardeşim de içemedi sonra ikisi kendilerince iddaa edip benimde içemeyeceğimi söyledir.Yılmaz amca bir dikişte içiceksin dedi bende aldım bir dikişte içtim!
Sözün özü abimle kardeşim şaştı kaldı!
Gerçekten  oraların sıcağında insanın hararetini söndürüyor ve ferahlatıyor,zaten bunun için içilirmiş.Aynı sistem bu bölgede de geçerli ama kış olduğu için içmedim ilk defa gördüğüm bu kuru halini fotoğraflayabildim sadece.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Gaziantep/Baklava ve Yemek Diyarı

6 şubat pazar sabahı saat 6 gibi yol aldım Gaziantepe doğru..İngilterede iken 1 günlük diye karar verdiğim ama beni çok güzel içtenlikle davet eden Emine sayesinde bu 1 gün diye kendi içimde niyetlendiğim sonrasında 4-5 güne çıkan Antep gezisine yol aldım.
İngiltereden döndüğüm sırada abimin Antepte yaşayan yakın arkadaşı Halil ve eşi Emine bize gelmişti.Muhabbet sırasında onlar bizi davet ederken de benim bu niyetimi söyledim.Ama bu davete sadece ben katılabildim ve sayelerinde benim için unutulması zor güzel,eğlenceli,değişik tatlar ve en önemlisi ömrümde gördüğüm en misafirperver,en güzel insanları,aileleri,yaşamları görme fırsatı yakalamak oldu!
***
Nur Çintay bir yazısında Gaziantep için"bir şehir düşünün bir kebabçı bir baklavacı diye sıralanan dükkanlara sahip" bu yazının ne anlama geldiğini gidince anladım ve genlerime uygun olduğu için bu hal beni daha bir mest etti:)
Her yerde fıstık,baklava,kebap..Ama bu şehir aynı zamanda gelişmiş bir şehir yalnız şu handikap vardı müzelerin hepsini bir elde toplamak için çalıştıkları için yeni hazırlanan büyük müzede daha açılmadığı için göremedik eskiçağ dönemine ait eserleri.Antep aynı zamanda el işçiliğine fazlasıyla sahip bir şehir bunu hissetmemek mümkün değil.
Ama bir sonraki yazıda bahsedeceğim Urfa ile kıyasladığım an aklıma ilk gelen şey Antep tam bir şehir!Şehirlerşmeyi içine fazlasıyla amış bir kent.Böyle kentli bir kitleye de sahib ve bazı bölgeleri kırsal dursada Antep gelişmiş lüksü kaldırabilen bir şehir.
Değişik adetlere de sahip bu şehri ben sevdim umarım birgün tekrar giderim.
Yörem Lokantasında "Yuvalama"
Mehmet Yaşinde burayı göstermişti.Bu lokanta Gaziantepin yöresel yemeklerini hazırlıyor gayet şık ve nezih bir yer.
İlk defa bu müzede gördüm yemeni sanatını.Çok özel ve güzel bir sanat.
Umarım bu sanatı yaşatanlar çoğalır!
Benimkisi "zegender"oluyor herhal:)
Çünkü bunlardan bende aldım!İmam Çağdaştan çıktığınız zaman hemen karşısındaki yemeniciye uğramanızı nacizane tavsiye ederim.Hem yapılırken izleyebilir hemde birçok çeşidini görebilirsiniz.
İmam Çağdaş yolunda
Ve sonunda içerdeyiz..Öyle bir yere oturmuşuz ki ben oturmamızdan kalkmamıza kadar her an izledim ve de bol bol abimi ve kardeşimi anıp durdum..

 Çünkü biz 3 kardeş ciddi anlamda bu tatlıya ve her çeşidine meftunuz..Abim askere gitmeden önce bir gün gezmek için çıktığımız o günkü gezimizi Karaköy Güllüoğlundan başlatacak kadar ve estiler mi soluğu gene ya karaköy güllüoğlu ya da fatihteki şerifoğlunda alacak kadar vs vs yani bu böyle uzar gider..
 Tabi öncesinde kebablar yendi..
 Gidecek,gitmemiş herkese tavsiye ederim burayı ama lahmacunlarını da ısrarlar tavsiye ederim.
 İşte lezzetin damağa yapıştığı an!

 AntepBedesten
 Bireciklilerin Haşlaması
Domates kurusu,biber kurusu ve patlıcan kurusunu haşlayıp ardından zeytinyağında pembeleşen soğanın içine biber salçası da ekleyip sonrasında bu haşlanan sebzeleri ekliyorlar.Bir iki kere birlikte karıştırdıktan sonra buradaki börek yufkası gibi olan ama iyice pişmiş olan ekmeklere sarıp yiyorlar.Açıkçası çok lezzetli birşey tekrar yemek nasib olur inşAllah.
 Eminenin görümcesi Gülsümün mercimek köftesi!
Sağolsun bizim için yapmıştı ve öyle bir yedim ki ben bundan gene olsa gene yerim ben bunu..


Sözün özü Antepte beni bu kadar güzel,rahat hatta kendimi mahcub hissedecek  kadar misafirperver ağırladıkları için emine ve eşine onların ailelerine tekrar tekrar çok ama çok teşekkürler!

3 Şubat 2011 Perşembe

Etli-Bulgurlu Dolma

"Anne şimdi bu dolmanın özelliği ne,ne anlatmalıyım?"gibi sorular sorup durdum anneme.Sonunda birkaç şey söyledi sağolsun.
Bu dolmayı "Gışgıjık"(zazaca bir kelime Türkçesi nedir bilinmiyor)denilen bir otla sararmış annemler ya da dut yaprağı ile ve üzerine tereyağ dökülmesi iç harcının bulgur olması hasebiyle lezzetini daha bir ortaya çıkarırmuş.Yaz ve ilkbahar da yaprak bulabildikleri için o dönemlerde böyle sardıkları bu dolmayı aslında en çok kuru patlıcanı ve sadece Elazığda görebileceğiniz beyaz biberi doldurarak yaparlarmış.

Nacizane benim tavsiyemde muhakkak o tereyağ dökülerek yenmesi yoksa asla lezzetini alamazsınız.


İç malzemeler:

300 gr dana etinden dolmalık kıyma
200 gr koyun etinden yemeklik kıyma
1 su bardağı bulgur
Yarım demet dereotu
Yarım demet maydonoz
2 orta boy soğan
4 diş sarımsak
yarım çay kaşığı kimyon
1 çay kaşığı karabiber
Yarımşar çay kaşığı köri,zencefil,yenibahar ve kişniş.
Kırmızı biber
1 çorba kaşığı salça
Kurutulmuş reyhan,nane,fesleğen ve rezene ama az olucak

Kurutulmuş patlıcan ve biber
Beyaz lahana

Üzeri için:Tereyağ
               Pulbiber
Hazırlanışı:

1)Öncelikle kuru biberi kaynar suda 10-15 dakika bekletin.Patlıcanı orta bir yumuşaklığa gelene kadar da ocakta kaynatın ayrı bir suyun içinde.Lahana yapraklarınızı da haşlayıp hazır edin.
2)İç malzemelerinin hepsini bir tencereye koyun.Yaklaşık 15-20 dakika kadar kısık atşete iyice kavurun.
3)Kavurduğunuz bu iç malzemesiyle çok aşırıya kaçmadan biberinizi,patlıcanızı doldurun ve de lahananızı sarın.
4)Tencereninin dibine iç kısmı tavanın zeminine bakacak şekilde bir ısıya dayanıklı tabak oturtun.Ardından kenarlarına ve tabağın üzerine gelecek şekilde dolmabiber ve patlıcanlar ileyaptığınız dolmaları diziniz.
5)Lahana ile sardığınız dolmalar için ise ayrı bir tenecerenin alt kısmını yaprakla kapatın.Ardından dolmalarınızı dizin ve her iki tencereyi de ocağa koyun.
6)Kaynamaya başlayınca ocağın altını kısın ve pişmeye bırakın.
7)Bir tavada tereyağ eritin.Eridikten sonra ocağın altını kapatır kapatmaz tereyağa pulbiber ekleyin,sumak,kuru nane ekleyin.
 8)Servise hazır olan dolmaları tabağa alınca üzerine hazırladığınız tereyağdan gezdirip servis edin.
  • Eğer biber ve patlıcan yoksa sadece beyaz lahana ile yaparsanız piştikten sonra tereyağını eritip içine az sumak ve kuru nane ekleyin.Bu hazırladığınız tereyağını güzelce üzerine gezdirin.Ama böyle farklı şeylerle yapıncada servis sırasında eklenebilir tereyağ.
  • Patlıcanlarınızı kontrol edin haşlarken bazı patlıcanlar çabuk pişer bazıları da zor pişer.
  • Bu dolma malzemesi pirinç gibi değildir bu sebeple aşırı bir şekilde pişirilmesine gerek yok.Bulgurun çok hafif diri kalması aslolan halidir.

Supangle

Bu tatlıyı ne zaman yesem,yapsam annemin eski evimizin küçük mutfağında gösterdiği çaba hep aklıma gelir. Mikser,blender yok iken süzgeç...