8 Mart 2017 Çarşamba

Tuzlu Kurabiye



Ne yazsam şimdi?
Aynen bu soruyu içimden tekrarladım durdum. İnsan bazen birşeye istekle girişse de tıkanıyor.
Bu herşeyde böyle belkide; zevkle hazırlanan yemeği yiyememek,koşuya başlayıp yarısında durmak,severek dinlediğimiz müziği arada durdurup başka bir tanesine atlamak, yazacağım birşeyler deyip başka telden çalmak vs. İşte şu an yaptığım tam da o. Çuvallamamak için laf kalabalığı da diyen çıkarsa başım gözüm üstüne :-)

Sabah kahvesini içerken bugün birşeyler ekleyeyim istedim. Cümle,yalnız yenilenen hayatımın mini deklarasyonu gibi oldu. Çünkü güne kahveyle başlayan taifeye dahil olmam çok yeni,mevzunun acemisi veya cahiliyiz yani. Şimdi yanına bu kurabiyeler olaydı güzeldi :-)


***

Blog döneminde tanıdığım güzel insanlara İnstagram aracılığıyla tanıdıklarımı da eklemek nasip oldu. Bu eklediklerimden biri olan Yeliz, Almanya'da yaşıyor. Kısa sürede,uzun süreli bir muhabbetin iki  tarafı olduk. Hatta Almanya'ya ikinci gidişimde ona bir türlü varamasam da :/ o sağolsun İstanbul'a gelişinde kahvaltılarımızdan nasibini aldı. 
Daha da güzeli ve ömrümce anlamını,değerini unutmayacağım şey ise,kendisiyle yüzyüze bir araya gelmeden bana gönderdiği paket olmuştu. Havalimanında paketimi alacağım ablayı heyecanla beklerken "insan,ne kötü bir varlık diyenlere bakın insan ne güzel bir varlık"deyip herşeyin içimizde olduğunu,onu çıkarıp çıkarmamanın da bize bağlı olduğunu göstermek isterdim..
Yeliz'i pastalarıyla zihnimde çok iyi kodlasam da ondan denediğim ilk tarif bu oldu. Baya da oldu yapalı ve çok beğenilmişti. Bazı tarifler basit ama çok güzel,tarifsiz lezzet bırakırlar. Birde genelde klasik ve sıradan gelen kurabiye ya da kekleri daha çok seviyorum sanırım :-) Bu kurabiye de işte o gruptan oldu. 
Tarifi buraya da yazıyorum. O da başka bir hesaptan alıp,yayımlamıştı. 
Hepsinin linkini de bırakıyorum. Hepsine bir göz atın derim.


Tuzlu Kurabiye

Malzemeler:
  • 1 paket margarin (oda sıcaklığında) Ama ben tereyağı kullandım. Margarin tüketmediğimiz için.
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 yumurta (sarısı üstüne)
  • 2 yemek kaşığı toz şeker 
  • Tuz
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 tatlı kaşığı mahlep
  • Un
  • Çörekotu, susam
Hazırlanışı:



Un ve kabartma tozu hariç tüm malzemeler karıştırılır. Ardından yavaşça un ilave edilir, burada kıvamını kendimiz ayarlıyoruz. Aynı zamanda un ile kabartma tozunu da karıştırıp, o şekilde ilave ediyoruz. Ele yapışmayan bir hamur elde ettikten sonra, dilediğimiz şekli veriyoruz ve yumurta sarısını sürüyoruz üzerine. 180 derecede pişiriyoruz, afiyet olsun!


Tarifi,Yeliz'in sayfasında yazdığı gibi ekledim.Kendi İnstagram sayfamda yayınladığım zamanın linkiyle Yelizin sayfası ve Cahideninsofrasının linklerini de ekliyorum.








3 Mart 2017 Cuma

Germe Nahini



İnsanı bir heyecan kaplıyormuş!
Evet evet,uzun bir aradan sonra buraya birşeyler yazıyor olmak hem çok heyecanlı hem de çok tedirgin edici..
Bu sayfa,2017 yılının eylül'ünde 10 yılı devirecek.Bu benim adıma mühim dursa da blogun son yıllarında üretkenliğin buraya yansıması açısından o mühim olma halini yitirdi.
Buna dair nedenleri buraya eklediğim son yazılarda açıklamıştım. Ama benim için aslında hem değişen hayatımın etkileri hem de bunun yanında buraya ekleyeceklerimi fotoğraflama konusunda yaşadığım sıkıntılar  da sebeplerim oldu. Sıkıntıları tekrardan zikredersem; gece çekim yapamamak,yemekler olduğunda evde olamayıp günışığını kaçırmak, ölçüyle yapılamaması gibi teknik sıkıntılar.
Birşeyi öylesine yapmak yerine her açıdan dikkate alarak yapılmasından yanayım.Mükemmelin peşinde değilim ki yaratılmışların "mükemmele" ulaşmasına da inanmıyorum. Ama burada bir hikaye ve yanında onun sonucunu sunacaksam, bunu uygun bir kareyle aktarmalıyım. Birde insanın hayatla olan bağını yaptığı her eylem hissettiriyor. Umarım buraya uzun aralıklarla da olsa yazdıklarımla aksettirebilmişimdir.

Açıkçası son yıllarda eklediklerimle hep bir silkelenme arzusunda olduğumdan dem vurmuşum. Ama olmamış, olamamış, olamadı...
2015 yılıyla başlayan durma halim ve beraberindeki dönüşüm-değişim ile başka yere doğru, ama aslında aslolana doğru yol aldığımın farkındayım. Bunu buraya iliştirirsem aslında 10 yıllık bir blogger'ın bir yandan da kısa bir özetini bırakmış olurum. Çünkü bu yazıyı okuyacaklara da açıklama borcum var.

10 yıl içinde yazdıklarım evrilmiş ki ben de çok şey yaşayıp, on numara tecrübelerle büyüdüm. Bu tecrübeler düşüncelerime, ardından yaşamıma ve tabiki yazdıklarıma sirayet etti.
Sıfır kilometre diye söylenen klişe tabir yerine, sabit gibi dursa da daimi göçebe bir ruhun açıklaması olarak algılanması da naçizane talebimdir.

Sadece bir yemek blogger'ı değilim. Açıklamak, yazmak, hikayesinden bahsetmek de en azından benim adıma bu sayfanın şartıdır. Çünkü yaşadığım hayatı algılama tarzım böyle. Sadece tarif ekleyip, birşeylerden haberdar etmek değil de içinde varolan hikayesiyle aktarmak arzusuyla yola çıkmıştım. Elimden geldiğince de hem burada hem de İnstagram'daki sayfada da bu şekilde götürmeye çalışıyorum.
Hasılı diyecek sözüm, ekleyecek tariflerim, heybemi doldurma telaşım, dinlemenin hazzı, aktarmanın keyfiyeti olduğu müddetçe buradayım.

Okuyacaklara da müteşekkirim..

***



Burayı açarken aslolan hedefimden bambaşka yere doğru evrilsem de hala en çok istediğim şeylerden biri ailemin köklerinin geldiği yerin mutfak kültürünü tanıtmak, geleceğe aktarmak.
Bulgur diyerek dedemle yaptığım konuşmalarda çocuktum.
Annem ve anneannemi izleyip, öğrendiğimde büyüme yoluna geçmiştim.
Artık bayrak devralmak için uğraşan bir kalfayım.

Bu sebeple uzun aralığın sonucunda o kültürden bir yemekle açılış yapmak da çok daha anlamlı oldu.
Bu aslında bir çorba.Ama fikrimce ve güçlü tadıyla daha çok yemek gibi duruyor. Doyurucu çorba grubundan dersek belki daha uygun olacaktır.
İsmini Zazaca olarak okunduğu şekilde yazdım. Yazımda hata varsa özürler. Çünkü ağızdan ağıza öğrenilmiş bir dilden gelen bu ismi ancak böyle yazabildim.
Bizimkiler için "hedik" bu kara nohuttur. Bizde çocuklar için diş buğdayı yapıldığında bu nohutla yapılır. Tek başına yemek de çok nefistir. Buğday eklenmez,sırf bu yenir.
Böyle çorba olarak da ayrıca bir çeşidi daha var. Buna benzese de onun içine de buğday yerine bulgur köftesi giriyor. Onun da adı "Klorik" dir.
Bir dahakine de onu eklerim inşallah.



Germe Nahini
Malzemeler:

  • 1 kase kara ( Siyah )  nohut
  • 1 çay bardağı buğday
  • Su
  • 2 büyük boy soğan
  • Tereyağ 
  • Kuyruk yağı (bunu kullanmayanlar sırf tereyağ ile yapabilir. Veya kavurma kullanabilirler. )
  • Tuz
  • Toz biber

Hazırlanışı:

  1. Öncelikle kara nohutu akşamdan ayıklayıp,suya koyun.Suyun içine yaklaşık 1 çorba kaşığı tuz da atın.
  2. Sabah sudaki nohutun üzerine siyah bir su çıkmış olacak.Onu temiz su çıkana kadar su değişimi yaparak yıkayın.
  3. Yıkanan nohutu pişireceğiniz tencereye alın. Üzerini baya geçecek şekilde kaynar suyla doldurun. Buğdayı da ekleyin. Kaynadıktan sonra arada köpürecek.O köpükleri toplayıp, atın.
  4. Kısık ateşte pişmeye bırakın.
  5. Çorba pişmeye yakın özleşecek. Eğer suyunu kaybedip hala pişmediyse tekrardan kaynar su ekleyip, pişmeye bırakın.
  6. Çorba pişip hazır olunca altını kapatın.
  7. Zıfırı ( meyane ) için de 2 büyük boy soğanı yemeklik doğrayın. Tereyağ ile kuyruk yağında kavurun.
  8. Soğan karamelize kıvamında kızaracak. Ardından çorbanın altını tekrar açın. Bu zıfırı, tuzu,biberi  de ekleyip, bir kaynama gelene kadar ocağın altını açık tutun.
     Afiyet olsun.




18 Mayıs 2016 Çarşamba

Çilekler bitmeden!


Evet evet çilekler bitmeden yazmalıydım.
Aslında enginarlar bitmeden yazılacaklar da var ama..
Onları da yazacağım inşallah.
Bu cheesecake'i yaparken blog için yapacağım,ölçülere daha da dikkat etmeliyim gibi detaylara girmedim.Ama sanırım cheesecake konusunda hem bir pratiğim oluştu hem de bu konuda biraz iyiyim herhal. Evet çok iddialı bir cümle kurdum farkındayım,bu işin piri olanlara sözüm yok ama yaptığım cheesecake'ler çoğunlukla iyi cümlelere gark oldu. Bu sebeple ben de bunun verdiği havayla üstteki cümleleri çalakalem yazdım.

İyi yaptığım söylenip,bize gelecekler tarafından da özel istek olduğundan sebep  her daim misafirler için yaptım. İlk kez kendimize özel ve vişne ile çileği birleştirerek hazırladım. Biliyorum üzerinde belki de daha çok çalışmam gerekebilir. Ama benim reçetelerimde  peynir ve üzerine konulanlar dışında oranlar çoğunlukla aynı olduğu için bunu eklemek istedim.

Umarım yapanlar olur ve beğenirler. Olur da beğenmeyen çıkarsa da muhakkak yazsın :-)

Birde eklemeden geçemeyeceğim. Cheesecake konusunda internette birçok tarif ve işin erbabı var. Ama püf noktalarında,tavsiyelerinde dikkate aldığım öne çıkan birkaç isme değinmeliyim.

Kitchen in red blogunun sahibi Pınar hanım ve blogların ilk dönemlerinde "yasemin mutfakta" ile aktif olup,şimdi daha çok butik pastacılıkla ön planda olan Yasemin hanıma çok ama çok teşekkürler. Sizlerin detayları çok işime yaradı.
Muhakkak başka kişilere de bakmışımdır ama ilk aklıma gelen ve sıklıkla baktığım bu isimler olduğu için zikrettim.




Çilekli & Vişneli Cheesecake

  • 1 paket Eti yulaflı (yuvarlak olan bisküvisi) + yarım paket Torku tam buğday
  • 50 gr. eritilmiş tereyağ
  • 1 kutu labne ( BİM' de satılan kerem labneden çok memnunum,onu kullandım.Eğer başka labne kullanırsanız ve 200 gr'lık olursa ondan 2 paket kullanın)
  • 1 kutu krem peynir (200 gr'lık)
  • 3 yumurta
  • 1 paket krema (Tikveşli tavsiye ederim.)
  • 1 limon suyu
  • 1 tatlı kaşığı limon kabuğu rendesi
  • 3 çorba kaşığı un
  • 1 su bardağından 2 parmak eksik tozşeker ( Yanlış hatırlamıyorsam 160-165 gr geldi ) 
Üst kısmı için:
  • Yarım kg çilek
  • 1 kase çekirdekleri çıkarılmış vişne
  • 1 tatlı kaşığı nişasta
  • 1 çay bardağı vişne kompostosu-suyu veya bunlar yoksa sadece su da ekleyebilirsiniz.
  • 2-3 tatlı kaşığı tozşeker
Yapılışı:
  1. Öncelikle muhakkak herşey oda sıcaklığında olmalı.
  2. Kelepçeli kalıbın altına pişirme kağıdını yerleştirip kelepçesini takın.Bisküvileri rondodan geçirin ve o arada tereyağını da eritin.
  3. Rondodan geçirilmiş bisküviyle tereyağını buluşturup,biraz yoğurun.Yoğurduktan sonra yağlı kağıt serili kalıbın tabanına güzelce elinizle bastırarak yerleştirin.Bu işlem bittikten sonra kalıbı buzdolabına koyun.
  4. Cam bir karıştırma kabına peynirleri koyup,şekeri de ekleyin ve düşük derecede çırpmaya başlayın.Aslında mikserin ayarı en düşük ile en yüksek arasında,yani orta seviyede olmalı.
  5. Pürüzsüz bir krema halini alınca yumurtaları teker teker koyarak yedirin. En son yumurtayı da ekleyip yedirdikten sonra limon suyu ve rendelenmiş kabuğu,unu ekleyin.
  6. Son olarak kremayı da ekleyip karıştırın. Çok fazla karıştırmadan dolabta beklettiğiniz kalıbınızı çıkartıp hazırlanan keki üzerine yavaşça dökün. Üzerine oluşacak kabarcıklar için kalıbı yüzeye hafifçe vurun.
  7. Fırınınızı önceden 170 dereceye ayarlayıp için sıcak su dolu bir kab yerleştirin.
  8. Fırın ısındığı gibi cheesecake'i fırına verin.Yaklaşık 40-50 dakika arası içinde pişecek ve pişerken de sonrasında kesinlikle kapağını açmayın.
  9. Soğuduktan sonra fırında alıp,buzdolabına kaldırın.
  10. Cheesecake muhakkak bir gece bekleyecek ve üst sosunu da ertesi gün hazırlayacaksınız.
  11. Üst sosu için vişneleri küçük bir tencereye alın.1 çay bardağı belirtilen vişne suyu ya da komposto ya da su içinde nişastayı ezip vişnelerin olduğu yere ekleyin.Şekeri de ekleyip kısık ateşte karıştırarak pişirin.
  12. Ayıklanmış,yıkanmış çilekleri istediğiniz şekilde kesip cheesecake üzerine dizin.Vişneli karışımınız da kaynamayıp katılaşınca ocaktan alın. İlk kaynarlığı gittiği gibi çileklerin üzerlerine yayarak yavaşça üzerine dökün. 
Önemli notlar:

Çilekler pişmeyecek.
Vişneli karışım eğer pişerken çok katı gelirse az az su ya da hangi şekilde sıvıyla (vişne suyu-vişne kompostosu gbi) yapılmışsa ondan eklenebilir.
Vişneli kısmı şekersiz gelir derseniz şeker oranında istediğiniz ölçüde oynayabilirsiniz.Ama bu verdiğim ölçülerle çok kıvamında bir tadı olduğunu da eklemeden geçemeyeceğim.

Şimdiden herkese afiyet olsun :-)


3 Mayıs 2016 Salı

Zeytinyağlı Favalı Enginar





Veremediğimiz sözlerin tutulduğu,yapmak isteyip de yapamadıklarımızın dağ haline geldiği şehir hayatı
bizi "biz" yapmaktan çok başkası yapıyor.
Bazı şeyleri yapamamak,yetiştirememek,yetememek aslında tamamen bizden sebep değil de çevresel etkileri de içine katıyor.

Her yeni bir yazı için blogu açtığımda aklımdan bu minvalde cümleler geçip duruyor.Bu sebeple burada çok fazla tekrara düştüğümü diyen çıkarsa,çok haklısınız diyorum :)

Ama işte "yemeği fotoğraflayamadım,ah ışık da kaçtı,bunu da çok göz kararı yaptım" gibi türlü türlü sıkıntı ve bazen bahaneye düşen cümlelerle zaman geçiyor.

Blog yazalı yaklaşık 9 sene olmuş. Her yeni yazı silkelenceğimi söylüyor içten içe ama artık bu kadar kesin bir cümle kuramıyorum ve daha yuvarlak bir ifadeyle bereketi bol olsun deyip mevzuyu burada noktalıyorum.

Enginar ve türlü otların,yeşilin tonlarının doğada raksedip pazar tezgahlarında şenlik havası yarattığı bir dönemdeyiz. Bu zamanların bereketini kaçırmayın,pişirin,taşırın,mutfağınıza o şöleni getirin ve sofralarınız şenlenip midenizle beraber ruhlarınız da doysun.

Bu anlayışa sanırım çok fazla teslim olmuş durumdayım. Her hafta enginar,bakla,türlü otlar vb gibi baharın tatlarından envai çeşit eve alıyoruz.

Ama bu sene Münevver abla sayesinde iç baklayla adabına uygun tanıştık. Geçen yıl bir kez iç bakla almıştım ama kabuklarının soyulması gerektiğini sanırım bilmiyordum ki öyle pişirmişim.Bu sebeple evde o beğenilmedi.Ama mevzuyu işin pirinden hem de bu tarifi de kazanarak öğrenince buzluğa şu an bakla yığmaktayım.

Münevver abla da kim diyen olursa; blogların şenlik havasında olduğu,masaüstü ya da diz üstü bilgisayarlarla online olunup,sosyal medyanın zayıf olduğu dönemlerde sağlam bir blog yazarıydı. Sonra blog hayatına bir dur dese de hamdolsun İnstagram üzerinden hala aktif olup makaronları,ekmekleri,güzel tavsiyeleri ve hala aktif şekilde çalışan Nane Limon blogunun arşiviyle hayatımızda.Tabi en önemlisi yol gösterici bir abla olarak her noktada tavsiyeleriyle de..
Münevver abla çok ama çok teşekkür ederim.Şu blog hayatımın en ama en güzel lütuflarından,hediyelerindensin.

Üzerine yapılan iç baklanın favasını kızarmış ekmeğe sürüp ister öyle tek yiyin,isterseniz türlü güzellerle çeşnilendirin. Misalen; Hellim kızartması veya haşlanmış yumurta.Bunlar Münevver ablanın tavsiyeleri. Ben de ceviz koydum,peynirler koyup yedim,ama inanın kaşıklayarak bile yiyeceğiniz güzellikle birşey oluyor. Bu sebeple şimdi enginarla yapsanız da,hazır şu an an pazarlarda bolca satılırken alın,ayıklayın,soyun ve kurutup buzluğa atın. Sonra arada yapıp yapıp lezzetle mutlu olun.


Zeytinyağlı Favalı Enginar



Münevver ablanın bloguna yazdığını buraya aynen aktarıyorum. Ama dileyen olursa sayfasına tıklayıp oradan da bakıp,diğer orijinal ve güzel tariflerine bakabilir.

Zeytinyağlı, taze iç baklalı enginar, Türk Mutfağı'nın özel yemeklerinden birisidir. Yemek zevkini ve mutfağını çok beğendiğim sevgili arkadaşım Ayhan, geçenlerde zeytinyağlı enginarın, bir yerde içine fava doldurularak ikram edildiğini söyledi. Enginarlar kartlaşmadan, hemen denemek istedim tahmin edeceğiniz üzere.

Önce enginarları pişirdim. Benim zeytinyağlı yemek pişirme tarzımı hatırlayanlar olacaktır. Tüm malzeme çiğden; enginarlar, zeytinyağ, tuz, şeker, limon suyu, azıcık sıcak su ile bir tencerede ağzı yağlı kağıtla kapatılmış olarak, suyunu çekinceye kadar pişirdim.

Taze iç baklaların kabuklarını soydum. Bol kuru soğan ve sarımsağı, zeytinyağda biraz çevirdim. İç baklaları ekledim. birkaç dakika sonra, tuz, şeker ve sıcak suyunu ilave edip, suyunu çekinceye kadar pişirdim. Bu süre kabuklar soyulduğu için çok kısa sürdi. Ateşten alınca dereotu ve limon suyunu ilave edip, biraz ılınmasını bekledim. Blenderdan geçirdim.

Bakla püresini, tırtıllı duy taktığım krema torbasına aktardım. Enginarların içini torbadan sıkarak doldurdum. Dereotu ile süsledim.







29 Ekim 2015 Perşembe

Ekşili Köfte



Bazı tatlar vardır büyüdükçe seversin,alışırsın,hatta meftun olursun.
İşte Kabak tatlısı,Ekşili Köfte vb gibi lezzetler de benim için öyledir.Çocukken pek yemediğim ama annemin disiplini nedeniyle az yediğim yiyeceklerdi. Velhasıl Ekşili Köfte pek bir sevdiğim çorba oldu.12-13 yaşlarından sonra çok çok sevmeye başladım. Sanırım bunda maydonoz ile aramın düzelmesinin etkisi de var.
Geçtiğimiz günler de Neo Mutfak blogunun sahibi tatlı arkadaş Esra'da görünce annemden istedim. Çünkü bu blogun sahibi olarak dursam da,arkada duran aslolan mimar annemdir. Sağolsun 2 gün önce yaptı ve yine her zamanki gibi ennfes oldu.

Dilerim deneyenler de beğenir,afiyetle tüketir.
Dışardaki rüzgarın sesi içeriye kadar nüfuz ettiği bugünlere de pek bir yakışır.Afiyetlar ola..


Ekşili Köfte 

  • 250 gr orta yağlı kıyma
  • 3 çorba kaşığı un
  • 1 çay bardağı kırık pirinç
  • 1 soğan
  • 1 büyük boy havuç
  • 2 patates
  • 1 yumurta
  • Kimyon
  • Pulbiber
  • Kekik
  • 1 soğan
  • Tuz
  • Su


Hazırlanışı:


  1. Soğan rendelenir,yıkanmış pirinç ile beraber  kıymanın içine eklenir.Baharatlar ve tuz da eklenip,yoğurulur.Yoğurulup hazır hale gelen köfteler misket büyüklüğünde yapılıp,unun içerisinde yuvarlanıp her tarafına eşit dağılması sağlanır.Hepsi böyle yapıldıktan sonra kalan un,çorbaya verilecek terbiye için bir kaseye alınır.
  2. Yaklaşık 1,5-2 litre kaynayan suya önce minik minik doğranmış havucu ekleyin.Havuç 7-8 dakika pişsin,ardından da patates ve köfteleri ekleyin.
    .Hepsi pişince,kenara ayırdığınız unun içerisine 1 yumurta sarısı,1 limon suyu ekleyin,azıcık da su ilave edip  iyice çırpın.Bu çırpılan karışımı  pişen çorbaya ekleyin ve eklerken de muhakkak çorbayı karıştırın ki kesmesin. 1-2 taşım bu terbiye ile kaynadıktan sonra da altını söndürün.Üzerine eritilmiş tereyağ ile ince kıyılmış maydonoz ekledikten sonra çorbanız hazırdır,afiyet olsun.